Sürmene  

    Karadeniz Bölgesi’nde, Trabzon İline bağlı bir ilçe olan Sürmene, doğusunda Of, güneydoğusunda Dernekpazarı, güneyinde Köprübaşı ilçeleri, güneybatısında Gümüşhane ili, batısında Araklı, kuzeyinde de Karadeniz ile çevrilidir.
    İlin doğu yarısında yer alan ilçe toprakları yüksek ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. İlçe topraklarını kıyının ardından yükselen, ormanlarla kaplı Doğu Karadeniz Sıradağları’nın kıyı uzantıları engebelidir. Dağların Karadeniz’e bakan yüksek kesimlerinde yaylalar bulunmaktadır.

    İlçe topraklarını birçok küçük akarsuyun birleşmesi ile oluşan Sürmene Deresi ile İsirli ve Musalı dereleri sulamaktadır. Trabzon’a 36 km. uzaklıktaki ilçenin 2000 Yılı genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 42.256’dır.
    İlçenin ekonomisi tarım, hayvancılık ve balıkçılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünler, mısır, patates, çay ve fındıktır. Hayvancılık önemli bir gelir kaynağı olup, genellikle sığır yetiştirilir. Balıkçılık da ilçe ekonomisinde önemli yer tutmaktadır. Kıyı kesimlerde tekne yapım yerleri vardır. Sanayi tesisi olarak ise çay fabrikası bulunmaktadır. Bıçak ve tabanca yapımcılığı da ilçeye özgü el sanatlarındandır.
    Sürmene, XVI. yüzyılda Osmanlıların zeamet yeri idi. Miletoslu denizciler tarafından kurulan koloni’lerden biri olan Sürmene, Pontos Krallığından sonra, Roma, Bizans, ve Trabzon Rum İmparatorluğu’nun egemenliğine girmiş ve İmparatorluğun önemli iskelelerinden biri olmuştur.
    Coğrafyacı Skylax'ın Anadolu'nun Karadeniz kıyısında, Trabzon ile Rize arasında bir liman dediği yerin Sürmene olduğu sanılmaktadır. Peutinger tablosunda da buradan Nysillime (ismi bilinmeyen), olarak söz edilmektedir. Helen dilinde buradan Psoron, Bizans çağında ise Sourmaina biçiminde Sürmene'den söz edilmiştir.
    Sürmene'nin Eski Çağ tarihi hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Osmanlı öncesi ile ilgili hiçbir kalıntı ile karşılaşılmamıştır. Yalnızca Dirlik Köyü'nde XIX.yüzyıla tarihlenen Panagia Tzita Kilisesi bulunmaktadır. XIX.yüzyıl Metropolit Gabriel Iatroudakis tarafından yaptırılan daha sonra camiye (Dirlik Camisi) çevrilen Tzita Kilisesi , bazilika plân düzeninde üç nefli olup, üzeri tonoz ve kubbe ile örtülüdür. Manastır özelliğindeki kilisenin altında mutfak ve odalar vardır.
    Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmış, 1854'de de kaza olmuştur.
    İlçenin belli başlı yapısı Orta Mahalle Camisi'dir. Caminin kitabesinden h.1289 (1872) yılında yapıldığı öğrenilmektedir. Dikdörtgen plânlı caminin üzeri dört sütunun taşıdığı ahşap bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe dışında kalan bölümler tamamen ahşap örtülüdür. Sürmene'nin 4 km. doğusunda, Balıklı mevkiinde sivil mimari örneklerinden birisi olan Memiş Ağa Konağı bulunmaktadır.

Karadeniz yerel mimarisinin en önemli eserlerinden biri olan 99 pencereli konağı görmek için Tarih Öğretmenimiz Metin Hamzaçebi ile Gültepe (Gucara) Köyü'ne gittik.   Yapım yılı 1895 olan bu konağı Hüseyin Ağa tarafından, dedesi Haşim Ağa anısına yaptırıldığını ve '99 Pencereli Haşim Ağa Konağı' adını verdiğini öğrendik. Bu konak yapılırken kadınlar ve erkekler taşları sırtlarında taşımışlar. O zamanlar Hüseyin Ağa İstanbul Bankalar Caddesinde iplik ticaretiyle uğraşırmış ve Karadeniz'de iplik imalathanelerine sahipmiş. O dönemin önemli ihracatçılarından olan Hüseyin Ağa kendisine ait olan iplik imalathanelerinde Kızılağaç Püskülü, Kızılağaç Kabuğu, Kestane ve mısır püsküllerinden elde edilen kökboyalarıyla boyanan iplikleri İstanbul'a gönderiyor ve oradan Rusya'ya ihraç ediyormuş. Hüseyin Ağa batıda gördüğü yenilikleri köyüne taşımış, o dönem nüfusu 2600 olan Gültepe Köyü'ne bir un değirmeni, bulgur yapmak için dink değirmeni, kendirleri ezerek iplik yapmak için tokmak denilen ve suyla çalışan bir makine kurmuştur. Ancak bu değirmen ve tesisler günümüze ulaşmamıştır.

 

MEMİŞ AĞA KONAĞI :

 

     Hacı Yakupoğlu Memiş Ağa tarafından yaptırılmıştır.1799 veya 1804 Miladi yılda Sürmene’nin Balıklı (Civra) köyünde doğan Memiş Ağa Bölgenin son Baş Tımar Ağası Ağası Hacı Yakup Ağa’nın oğludur. Diğer aşiret Ağa’larının taciz etmeleri üzerine Yakup Ağa 1814 Yılında İstanbul’a, oradan da Romanya ’ya göç eder. Memiş Ağa 15 yaşına geldiği zaman cesur bir delikanlı olarak babasını taciz ederek memleketten uzaklaştıran bu Ağa’lara mukavemet göstererek bölgenin kontrolünü tamamen eline alır. 1819 yılından itibaren Osmanlı Hükümeti tarafından Ayan Ağalığına kabul edilerek görevlendirilir. 1824 Tarihi itibariyle Memiş Ağa’nın Ayan Ağa’lığı yeni yetkilerle daha güçlü konuma getirilerek komşu yerleşim alanlarının idaresi de Memiş Ağa’ya devredilir. 1846 yılında Yüzbaşı rütbesi verilerek silahlı kuvvetlerinin bölgedeki temsilcisi olur. 1854 yıllarında asker kaçaklarını yakalayıp teslim etmekle Osmanlı hükümeti tarafından görevlendirilir. Hacı Yakupoğlu Memiş Ağa Konağı Memiş Ağa tarafından Yüzbaşı rütbesi ile ödüllendirilip Silahlı Kuvvetlere katılmasından on yıl sonra kendileri tarafından yaptırılmıştır.1846+10=1856 Hacı Yakup oğlu Memiş Ağa Konağı’nın yapılış yılıdır.
  

DOKSAN DOKUZ PENCERELİ KONAK
            Hüseyin Ağa'nın dedesi anısına yaptırdığı konak Gültepe Köyü'nün tarihi dokusuna zirve olmuştur. Bu konak günümüzde Karadeniz Bölgesi'nin en büyük konaklarındandır. İçerisinde 450 metre kare kapalı alanda 10 oda, 5 hol, 2 mutfak, 2 fırın, 1 kahve ocağı, 6 şömine, 3 tuvalet ve 3 banyo bulunmaktadır.

    Yöre mimarisine uygun şekilde inşa edilen konağın 1. kat seviyesine kadar kesme taş, üst kısımlar ise göz dolma şeklinde düzenlenmiştir. Ayrıca oda duvarları dendanlı dikdörtgen çerçeve içerisinde uzunlamasına rozet şeklinde düzenlenmiş ve dairesel motiflerle süslenmiştir. Konağın batı ve doğudan olmak üzere iki giriş kapısı bulunmaktadır. Kapılar ahşap ve çift kanatlıdır. Her iki giriş kapısının yanında yer alan merdivenlerle 2, kata ulaşılır. Yaşama alanı olarak burası düzenlenmiştir. Üst katta iki odanın arasında sadece kahve pişirmek için bir yer vardır. Ayrıca çok sayıda ocak bulunuyor. Bu ocakların bacalarının (gulle) çoğu Erzincan Depreminde yıkılmıştır. Fakat bu duruma rağmen yine kahve pişirilmeye devam edilmiştir.

    Konağın içerisinde en değer verilen oda misafir odasıdır. Burası tüm detaylarıyla itinayla süslenmiştir. Bu da bize yöre halkının ne kadar misafirperver olduğunu gösterir.

    Konağın dış yapısı bittikten sonra 20 gün boyunca perdeler ve yorganlar dikilmiş. Konağın hazırlığı bittiği zaman orada yaşayanlar muhacir çıkmışlar. Köyden Samsun'a kadar yürüme gitmişler.

    Konağın günlük yaşantısına bakarsak, konak tam bir misafirhane gibiymiş. Araklı'dan gelip yaylalara gidenler - tanıdık ya da yabancı - orada dinlenirlermiş. Bu nedenle misafir odasına özen gösterilmiş. İnsanlar konağı yollarının üstünde olduğu ve ziyaret edilmeye layık bir yer olarak gördükleri için giderlermiş. Gelen insanlar atlarını pencere kenarlarına bağlarmış ve orada yaşayan gelinlik kızlar ata binmeyi bilmediği için kapıdaki atlar üzerinde deneme yaparmış.

    Konakta komşuluk ilişkileri de çok iyiymiş. Kadınlar toplanıp, içerideki fırında ekmek, dışarıdaki fırında ise mısır pişirirlermiş. Yapılan ekmekler karışmasın diye üzerine işaret bırakırlarmış (nişan ederlermiş).                          

    Halk arasında bu konağın 99 penceresinin Allah'ın 99 ismini temsil ettiği sanılmaktadır. Rusların Doğu Karadeniz'i işgali esnasından sonra konağı hastane olarak kullandıkları bilinmektedir.

    Bununla birlikte konak son derece bakımlı durumdadır. 2003 - 2004 yılları arasında Hüseyin Ağa'nın torunu Zeki Efendioğlu tarafından restore edilmiş, aynı zamanda Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından koruma altına alınmıştır.